Devir bedava selam vermeyenlerin devri iken bu çağlar ötesinden gelen hallerimin içinden geçiyorum bu sıralar...
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, herkese yetişmeye çalışırken kendine geç kalmasıdır...
Psikolojide bunun bir karşılığı var: Aşırı uyum gösterme, onaylanma ihtiyacı ve sınır koyma güçlüğü. .
Bizde ise bunun adı biraz daha süslü: Hassasiyet, vicdan, fedakârlık, vefa, merhamet, adanmışlık…
Ne güzel kelimeler değil mi? İnsanın kendi mezarını kazarken onay alması gibi...
Birine hayır diyemezsin; ayıp olur. Ötekine hayır diyemezsin; kırılır. Bir başkasına hayır diyemezsin; hatırı kalır. Herkesin hatırını gözetirken kendi hayatının hatırını soran olmaz.
Sen herkese yetişirsin de kendine yetişemezsin. Herkesin yükünü sırtlanırsın da bir gün dönüp bakarsın, senin sırtındaki yükü hafifletmek için parmağını kıpırdatan yok!
Sonra ne olur?
İnsanların işini kolaylaştırdıkça kendi hayatını zorlaştırırsın. İyiliğin alışkanlığa, fedakârlığın mecburiyete, merhametin istismara dönüşür. Bir zamanlar teşekkürle karşılanan iyiliğin, gün gelir senden beklenen sıradan bir vazifeye dönüşür.
Çünkü bazıları senin iyiliğine alışmaz; iyiliğini kendi hakkı zannetmeye başlar.
Kendime bir intikam tugayı kurdum.
Binlerce intihar kadar derin ve soğuk olsa: HAYIR demek!
Elbette her hayır hayırlı değildir. Her evet de yanlış değildir. Mesele, nerede duracağını bilmektir. Vicdanını kaybetmeden sınır çizebilmek, merhametini tüketmeden yardım edebilmek, insanları kırmamak uğruna kendini kırmaktan vazgeçebilmektir.
Zira insanın kendisine de bir borcu vardır. Bu borcu ödemeyi sürekli erteleyenler, başkalarının hayatında başrol oynarken kendi hayatlarında figüran kalırlar.
Bir de şu meşhur fedakârlık meselesi var…
Kendini paralarsın, uykundan olursun, işini gücünü ertelersin, ailene ayıracağın vakti başkalarına harcarsın. Sonra bir gün yorulduğunu söylersin. Ne hikmetse yıllardır senin fedakârlığından istifade edenler, ilk defa senden bir şey isteyemediklerinde senin ne kadar değiştiğini anlatmaya başlarlar!
İnsanın bazen kendi aklına da bir çift söz söylemesi gerekiyor. Bre güzel kardeşim, herkese merhem olmaya çalışırken kendi yaranı neden kanatıyorsun? Herkesin derdine derman ararken kendi derdini neden büyütüyorsun? Senin de bir ömrün, bir ailen, bir istirahatin, bir haysiyetin yok mu?
Atalarımız boşuna dememiş: “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.”
Baş, herkese evet der; ayaklar koşturur. Baş, herkese söz verir; ayaklar yetişmeye çalışır. Baş, kendi sınırını bilmez; beden yorgun düşer, gönül incinir, ömür eksilir.
Sonra da insan oturup kendi kendine sorar: Ben bu kadar iyiliği, adanmışlığı yaptım da karşılığında ne gördüm?
Ulusal bir kervanla başlayan hayal kırıklıkları oluşan fıtrat itibariyle yerelde de gelir senin bulur. Çekersin paratoner gibi....
Gereklilik kipi emire dönüşür bazen: Değişmelisin!
Öyleyse insan, başkasına el uzatırken kendi elini de unutmamalı...
HAYIR’DA HAYR VARDIR!
Alayına hayır!
Kaprislere, triplere, çöp kamyonlarına, asık suratlara, vefasızlığa...
Eğerlere, eyerlere, meğerlere...
Varlığı bir şey ifade etmeyenlerin yokluğu kazançtır!
Bir adım gelinmişse bin adım gidilmişlik içindir.
Selam, kelam devri bitmiştir.
Bizi okyanuslara hazır hale getirip kokuşmuş su birikintisinde bekleten devir, devran utansın!
Bizi büyük Türk Milleti'ne hizmet ediyor görünen kumdan kalelerin çöküşü kahretti ve kendimizi kale komutanı sanıp koca koca yılları heder edişimiz...
Kandırmadık, onurlu yaşadık.
Yorumlar